Seray Şahiner

Fesleğen


Sibel banyodan çıktı, havluyla saçını kurulayarak mutfağa girdi.

Lambayı yaktı, cep telefonunun saatine baktı; 6’ya geliyordu. Havluyu

saçına iyice sarıp sıkıladı. Kuaförde bir fön çektirsem daha iyi olurdu ya,

gelmez melmez, ekildiğime yandığımdan gayrı bir de hazırlık aşamalarımı

g.zümde canlandırıp kendime eziyet etmenin âlemi yok. Mutfağın

perdesini .rttü. Güneş daha batmamıştı ya, ev apartman aralığına

bakıyordu. Ne yapsam kendiliğinden loş. Işık almıyor. Fırından gelen

patlıcan kokuları, yemek hazırlığının bitmek üzere olduğunu hatırlatıyordu.

Musluktan bir bardak su doldurup; pencere kenarında, sararmış

yapraklarıyla .mrünü doldurduğunun işaretini veren fesleğenin toprağına

özenle d.ktü. Yapraklarını okşadı, elini burnuna g.türüp kokladı. Bu

fesleğen de soldu. Benim evde dayanmıyor fesleğen; bu kaçıncı! Suyunu

bol tutup, pencere .nünden ayırmasam da, sarartıp d.küveriyor mini mini

yapraklarını. Halbuki geçende ne güzel birden çiçeklenmişti. Son bir,

“bak ben buradayım,” demek istemiş meğer. Birden çiçeklenmesi makbul

değildir fesleğenin…

 

Fırının alarmı çaldı. Hah pişti patlıcanlar da. Pek sever Murat.

Fırının kapağını açarken eli kulpuna yapıştı, parmaklarını tükürükleyip

suyun altına tutu. Parmağına baktı, yassılaşmıştı parmak izi. .stünde

durmadı. Bir iki sızlar geçerdi. Penye tutacaklardan biriyle fırından tepsiyi

çıkardı. Elinin sızısından alelacele fayansın üzerine atıverdi tepsiyi.

 

Salona girdi. Kitaplıkta düzensiz duran bir iki kitabın yerini

değiştirdi. Akşam dinleyecekleri CD’leri yan yana dizdi. Zaten beraber

geçirdikleri zaman sınırlıydı. Onu da, “Ay ne dinlesek, ne yesek?”

ikilemleriyle harcamak istemiyordu. Çalışan annelerin, vicdanlarını

rahatlatmak için söyledikleri, “Çocukla ne kadar zaman geçirdiğin önemli

değil, kaliteli zaman geçirmek önemli,” cümlesinin aşka uyarlanmış hali

gibiydi hayatı. Bir farkla; zamanı kaliteli kılmak, vakti dar olan tarafa değil

kendisine düşüyordu. Gelsin de ben razıyım. Beni hayal kırıklığıyla

sınama ya Rabbim! Bir arasa mıydı, “Ne zaman geliyorsun?” diye.

“Geleceğim,” dedi ya adam, sıkıştırıp kendini iyice besleme konumuna

düşürmenin âlemi var mı? Zorla gelmiyor ki, kendini benim yanımda iyi

hissettiği için geliyor. Benim yanımda da mı demeliydim?

 

Dünden hazırladığı mezeleri, bir gün önceden yapınca

zeytinyağını salıveriyor iyice, sofraya taşıdı. Pilaki, dolma, Rus

salatası… İki kişilik servisi de koydu. Masanın aynaya bakan kısmına

oturmayayım, g.züm takılır. Aynadaki kendim de olsam Murat’ın

yanında iki kadın görmek istemiyorum artık. Geri çekilip masaya baktı.

İyi g.rünüyordu. Mum koysam mı acaba? Hah! Bir de şömine yaptır

eve, .nüne de ayı postu serip seviş. Aman ne romantik! Filmlerde

ne g.rüyorsak hayatı o sanmamız yok mu… Evi de dağ başına mı

taşısaydım acaba? Genç kadın diri vücuduyla karda donakalmıştır,

adam onu bulup dağ evine taşır, şöminenin .nündeki ayı postuna

yatırıp, pantolonunu çıkarır, kan dolaşımını hızlandırmak için masaj

yapar. Bu arada kadın, adamın ellerini kalçalarında hissedince, ‘Eyvah

selülitlerimi fark edecek!’ endişesiyle uyanır, bir yandan, ‘keşke o

reklamını g.rdüğüm selülit kremini kullansaydım’ diye hayıflanmayı da

ihmal etmez. Gözlerini açtığında karşısında hayallerinin aşkı vardır.

Şarap içip sevişirler. Ortam loştur. Mum ışığı ambiyans yapar. Gün

doğup da selülitler ters ışıkta ortaya çıkana kadar bir problem olmaz…

E hem filmlerdeki romantizmi beğenme, hem filmlerdeki adamları iste.

Tabii ters köşeye yatar hayatın.

 

Saat 7 olmuştu, Murat’ı aradı. Açılmadı telefon. Yolda

herhalde, duymamıştır. Bir de gelmiyormuş… Yok artık! K.tü şeyler

düşünmüyorum. “Geleceğim,” dedi, gelecek. Şimdi arayıp, “Ben bugün

sevgilime söz vermiştim, unutmuşum, ona gidiyorum,” derse… Derse,

gider ikisinin de canına okurum. Nah okursun! “Beni ekme, onu ek!” diye

yalvarma da. Gurursuz!

 

Adam damlayacak birazdan, hâlâ pijamayla oturuyorum.

Bordo bulüzünü giydi. Kot mu giysem, etek mi? Bir de gelmezse, boşu

boşuna özenli giyindim diye üzülmek var. Aynanın karşısına geçti. Göz

kenarlarından bir kaz sürüsü geçip ayak izlerini bırakmıştı.

 

Evinin her tarafında ayna vardı. Kendini beğenmişlikten

değil; kendiyle konuşan kadınlardandı. Kentin en büyük ‘Kastamonu

Kır Pidecisi’nde bile Sibel’in evindeki kadar ayna var mıdır bilinmez.

Fondöteni asfalt d.külmüş etkisi bırakmamaya özen göstererek yüzüne

yaydı. Bugün gözleri mi öne çıkarsak dudakları mı? Vücutta da yüzde

de odaklamayı sağlayacak tek bir noktaya işaret etmeyi seviyordu.

Hayatta tutumlu olabildiği nadir alanlardan biriydi bu. Bugün vücudunun

odak noktası g.ğüslerdi. Hoş onlarda da çatalı gösterip ucunu merak

ettirecek gizemi aştık ya çoktan… G.züne siyah kalem çekti, rimel sürdü.

Dudaklarına parlatıcı sürdü. Aynaya baktı, beş yıl aldığı resim dersinin

boşa gitmediğini g.rdü.

 

Adım Sibel. Sevişmenin filmlerdeki kadar şaşaalı bir şey

olmadığını, naneli sakız çiğnedim diye çok yakışıklı bir adamla

.püşemeyeceğimi, ‘Aks’ parfüm kullanınca hiç tanımadığım bir adamın

bana çiçek vermeyeceğini, kaliteli ped kullanıyorum diye uzun bacaklı,

beyaz mayolu bir plaj voleybolcusuna d.nüşmeyeceğini öğrenecek

kadar yaşadım. Bir reklamcı olarak bunları bilmenin ne demek olduğunu

anlatmaya girişecek değilim. 10 yıl önce benim için “çıtır”, “ cıvır” gibi

güzel laflar edilirdi. Beş yıl önce “genç bayan” diyorlardı. Şimdi “Maşallah!

Hiç yaşını göstermiyorsun,” diyerek kendilerince iltifat ediyorlar: 30

yaşındayım; meme altında duran kalem sayısı bir, kalçayı toplasın diye

alınmış korse sayısı beş, dolgulu sutyen sayısı bilinmiyor.

 

İki elini masada birleştirip g.ğüslerini kollarına yaslayarak g.ğüs

çatalının çıkıp çıkmadığının provasını yaptı. .l.ülü bir çataldı. Saat 8’e

geliyordu. Bir daha aradı. Cevap yok. Domuz! İnsan, “Gecikeceğim,”

diye haber vermez mi? Trafiktedir, birazdan burada olur. Bir de arayıp,

“Ben gelemiyorum,” diyormuş. Daha neler! Başına k.tü bir şey gelmiştir

kesin, o yüzden gecikmiştir. Ne diyorum ben ya! Allah korusun. Telefonun

mesaj sesiyle irkildi. Nerde ki bu telefon da, koltuğun üstüne, kırlentlerin

altına baktı. Yok. Hah! Pencerenin .nündeymiş. Murat kapının .nünde

demek, “Ekmek lazım mı?” diye soruyordur. Otomatiğe basmak üzere

kapıya yönelirken mesajı okudu, “Kontör yüklemenizden kazandığınız 20

kontör hattınıza yüklenmiştir” Hay telefon şirketi gibi!... Duygusal tazminat

davası açacağım bunlara, ‘Aranma beklentisi içindeki kadınları boşa

umutlandırmak’ diye bir suç maddesi var mıdır ki Türk Ceza Kanunu’nda?

‘Ally Mc Beal’ dizisinde yaşıyor olacaktık ki... “Ekmek alayım mı?” diyecek

diye umutlandım bir de. Salağım ben. Burası yuvası mı ki adam ekmek

getirsin!

 

Salona girdi. Kırlentleri yerine koydu. Aramaması iyiye işaret.

Gelmeyecek olsa bahane bildirmeye arardı. Masadaki erimeye yüz tutan

buzlara baktı. Buzlar erimeden gelecek biliyorum. Belki de kızla kavga

ediyorlardır. Kız anlamış mesela benim varlığımı, evine gittiğimde kızın

tarağıyla saçımı taramıştım. E herhalde birkaç tel saç kalmıştır. Ayrılmaları

için kasten bir şey yapmış değilim. Ama insanın en sevdiği Barış Manço

şarkısının ‘Kol Düğmeleri’ olmasının da bir bedeli olmalı değil mi? Tarağı

kullanmak biraz tuhafıma gitti ama ona gelene kadar, sevgilimiz ortak

bizim. Tamam diş fırçasını da bardakta unuttum! Kız kumral, tarakta saçı

vardı. Kesin rehberlik öğretmeni tipli bir kızdır, iyi bir kız biliyorum. Erkekler

iyi kızları bırakamıyor. Tabii, ben k.tüyüm .ünkü! Değil de erkekler pek

sevmiyor tedirgin durumları göze alan kızları. Adam hiçbir şey saklamadı

ki. Sevgilisini saklayıp kızları kandıran adamların modası geçti. Artık

baştan söyleyip direkt suçtan kurtuluyorlar. Bir nevi ‘işine gelirse’ modu.

Bazı şeyleri anlamak için göstergebilim uzmanı olmaya gerek yok.

“Sakallarımı keseyim diyorum ne dersin Sibel?”, “Bence hoş böyle,”

“Sevgilim de öyle diyor.” Olmadık yerde sevgiliden söz açmanın ne demek

olduğunu da benim için pat diye kızdan ayrılmayacağını bilecek kadar da

ikinci kadınlık tecrübem vardı ne yazık ki.

 

Mutfağa sigara paketini almaya gitti. Geçerken fesleğeni okşadı,

elini kokladı. Bana kalırsa kadersizdir fesleğen. Kadersizliği kolay ele

gelir olmasındandır. Hemen sevdirir kendini, okşarsınız, elinizde kokusu

kalır ama kendini öyle kolay ele verir ki, bir daha geri d.nüp okşama

ihtiyacı duymaz kimse. Elinizdeki kokusu beş dakikaya geçmiş olur.

Kimse sevgilisine fesleğen yollamaz, dikeni ele batacak bir gül ya da bir

aranjman gönderir. Düğünlere, hatta cenazelere bile gösterişli çelenkler

yollanır. Bilir fesleğen kaderini, bilir ki ilk okşanmada yitirecek büyüsünü.

Ha gayret şansını dener gene de; güneş g.rdüğü anda açıverir minik

çiçeklerini, nesi varsa sunar; her şeyini bir anda göstermenin akıbetindeki

çıplak kalmayı yaşar sonunda. Artık sunabileceği pek bir şey kalmamıştır.

Soluverir. Gene de naza çekmez, başına geleceği bile bile okşatır kendini.

Şefkat ihtiyacı, kapris yapma lüksünü g.türüyor bazen.

 

Bir sigara yaktı, perdeyi aralayıp yola baktı. Bir daha telefon

açtı, hat bağlanmasına rağmen aradığı kişiye ulaşamadı. Gelir canım,

söz verdi, aynaya baktı, makyajı akmış mıydı? Yok, sağlam. Ama buzlar

çoktan erimişti. Yanan elini buz kasesindeki soğuk suya daldırdı, iyi geldi.

Saat 9 oldu. Kızla ayrılıp benle evlense... Alevi değil gerçi, bizimkiler

posta koyar. Annem başlar, “Aa yezitle mi evleniyorsun!” diye. Evet anne,

çocuğumun adını da Muaviye koyacağım! Hazırladığı CD’lerden birini

müzik setine koydu. Bir kadeh rakı doldurdu, bu da sidik gibi olmuş.

Patlıcan yahnisinden bir parça yedi. Güzel olmuş. Meral’i aradı. Allah’tan

arkadaşlar ilk aramada açıyor.

- Alo… yok gelmedi…

- Kendine bunu nasıl yaptırıyorsun? Adamın ne mal olduğu baştan belliydi,

zararın neresinden dönsen kâr, bırak siktirsin gitsin, içerikli bir konuşma

dinledi.

- Niye hep böyle oluyor ya? Kimse beni tercih etmiyor, diyebildi.

-Hayatım, bunun seninle alakası yok, adam tıynetsiz. Kırılma ama seni

sevse .bür kızdan ayrılmaz mıydı?

- Kapatıyorum, belki arar.

 

Bilgi mesajı geldi. Bir umut numara Murat’ın mı diye baktı.

İki kere annem aramış o kadar. Allah kahretsin! “Belki ben telefonla

konuşurken aramıştır,” cümlesi kadar bile umut şansı bırakmıyorlar ki.

 

Aynaya baktı. Kabul etmek artık zor değil, ben Sibel, ikinci

kadınım. Bu arada saat 9 buçuk. Ama ben saat 9 buçuk itibariyle değil,

evvel ezel ikinci kadındım… .ldü mü acaba? Arkadaşlarını bir arasam

mı? Aradım diye de bozulur ölmediyse. Meral’i aradı gene.

- Alo, Meral, ya bunun başına bir şey geldiyse…

- Saçmalama Sibel!

- Ölmese arardı!

- Aramıyorsa .lmüştür hesabından gidersek, bu adam reenkarne harikası

demektir. Merak etme, gene dirilir.

- .ldüyse cenazesine ne sıfatla gideceğim? ‘İllegal sevgiliden

sevgilerimle’ diye çelenk de gönderilmez ki...

- Bir Fatiha değil mi, nerden okusan gider. K.tüysen geleyim.

- Yok, belki gelir. Hadi kapatıyorum.

 

Saat 10’a geliyordu. Çalan şarkı, en kanunlu kemanlı, en içe

işleyen kısma gelmişti. Aynaya baktı. Gözleri doldu.

 

Akşamüstü sürdüğünüz rujun gece sonunda bozulmamış olması

kıyametinizin kopacağına alamet olabiliyor bazen. Ayrıca bakınız: Bir gün

önce aldığınız saten iç çamaşırlarının giydiğinizin sabahı hâlâ üzerinizd

olma ihtimali, kulağınızdan çıkarılıp komodine konmamış küpeler.

 

Dolmadan ağzına bir tane attı. Yağını salmış- bir tabak

zeytinyağlı dolmanın ne kadar trajik olabileceğini tahmin bile edemezsiniz.

Rakıdan bir yudum daha aldı. .stü dereotuyla süslenmiş süzme

yoğurt .lümcüldür. Zeytinyağlı yeşil fasulye, beyin salatası, doğranmış

domates, “Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor” mesajına meze olamıyor.

Dilimlenmiş beyaz peynir, bazen hayatınızın karardığına alamettir.

Patlıcan yahnisine bakıp da ağlamamak ne zor bir bilseniz… “Birbirleriyle

kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır;

birbirlerinin sınırını geçmezler.”1 Keşke kaptaki, ‘ben önceki hayatımda

buzdum,’ diye direten su ve gözyaşım, Allah’ın bu lafına .ykünüp birbirine

karışmasaydı.

 

Aradığınız kişi ulaşılabilir olduğu halde telefonun açılmaması

hakkında bir fikriniz olmamasını temenni ediyorum. Silinmiş camlar, yeni

yıkanmış perdeler, kör olma isteği uyandırabilir. Kiri bıçakla kazınmış

mermerler, Cif’le ovulmuş fayanslar tahmin ettiğinizden daha hazin.

Aradığınız kişiye, “Nerdesin merak ettim?” diye mesaj attığınız halde

cevap alamadıysanız beni anlama ihtimaliniz daha yüksek. Yeni ağda

yapılmış vücut (kompleyse çok daha k.tü), teninizin kokusuyla uyumlu

parfüm, kendinizi daha k.tü hissetmenize yol açabilir.

 

G.zünüzü telefona dikip çalması için parapsikolojiye inanmanın

ne anlama geldiğini biliyorsanız, çileli ruh ikizim olma ihtimaliniz yüksek.

Ben Sibel. İkinci kadınım… Bunu söyledikten sonra koyduğum ü.

noktanın içinde neler barındırdığını az çok tahmin edebiliyorsanız, bir

dahaki Hıdırellez’de kaderinizden kurtulmanız için dilekte bulunacağım.

İnanmamama rağmen, ‘Düşünce Gücüyle Tedavi’ kitabını okumuş, aynaya

bakıp, (bu aşamada inanarak) “Kendimi onaylıyorum, hayatımda her şey

bütün ve tam,” demiş bir insan olarak konuşuyorum: İkinci kadınsanız,

kendinizi kurtaracak birinci gü. olmanız zor olabiliyor.

 

Kimse Froydyen ..zümlemeler yapacağım diye kendini boşa

yormasın; evet, sorunlu bir baba kız ilişkisi yaşadım. Herkes bana, “Neden

yedekteki olmayı kabul ediyorsun?” diyor. Ben de hep sordum kendime,

Niçin hep sevgilisi, karısı olan adamlara aşık oluyorum; niye onlar gelip

direkt beni buluyor?’ diye. Bilemiyorum, Froydyen gelişim evremi geride

bırakalı 24 yıl oluyor.

 

Hepimiz filmlerdeki aşkı bulacağımıza inanarak avunduk. 25’ime

gelene kadar ben de bir umut, dünyanın en harika adamını bekledim;

kendisi Hollywood filmlerinde çeşitli simalarla başrol oynamaktan bana

uğramaya vakit bulamadı. Ben ilk sevgilimin bile ikinci sevgilisiydim.

Önceleri insan kendini suçluyor, “Diğer kadına haksızlık ediyorum,” diye.

Adamdan ayrılmaya çalışmalar, telefon numaralarını silmeler. Ama işin

içinde aşk varsa, iş bilinmeyen numaralar hattından adamın numarasını

alıp tekrar arama d.ngüsüne giriyor. İlgisizlik insanda öyle bir yer ediyor

ki, biraz ışık g.rdüğün her adama ilk fırsatta içinde ne varsa sunuyorsun.

Diğer kızlardaki zamanı idareli harcama durumu olamıyor. İçinden bir

ses, “Fırsat bu fırsat, gözler üstündeyken neyin varsa sun, adamı etkileyip

kendine bağladın bağladın, yoksa bir daha geri d.nüp sana bakmaz,” diyor.

Fesleğen gibi ışığı g.rür görmez bütün çiçeklerini açıp, sonra dımdızlak

kalıyorsun. Gene de, bir gün diyordum, bir gün bende duraklamak isteyen,

benim de âşık olduğum, sevgilisi varsa da beni g.rünce onu terk edecek

biri çıkacak karşıma.

 

Hoşlandığım bir adam vardı. Bu kez kendimi ağırdan satacaktım.

Sevişirsem bir daha benle g.rüşmez korkusuyla istesem de sevişmiyordum.

Sonunda seviştik ve adam, biter bitmez, “.zür dilerim,” dedi, “sana bunu

yapmamalıydım.” O an dedim ki kendime, “Sibel, sen hiçbir adam için

‘o kadın’ değilsin.” Hani .zgür ruhlu takılan adamlar vardır; kendileriyle

.vünerek aşka inanmamaktan dem vururlar. Ve bir gün gelir derler ki,

“Varmış aşk, ben o kadını buldum.” O kadın, bir erkeğin hayatındaki

nihai kadındır. Yahut nihai olduğu illüzyonunu yaratan... Ki aşkla illüzyon

bağıntısı üzerine konuşacak değilim. Adam benden .zür dilediğinde, onu

kaçırdığıma yanmadım. Bu gece de sevişmesem bir kez daha g.rüşürdük

diye de hayıflanmadım. Başıma onu kaybetmekten daha k.tüsü gelmişti.

Birinin hayalindeki kadın olma hayalimi kaybetmiştim. Seviştikten sonra

sizden .zür dileniyorsa; bu, ‘Tutamadık şeyimizi yatmış bulunduk, sonrası

gelmeyecek kusura bakma,’ demektir. Bir de, “Seni üzmek istemiyorum”

cümlesi var, bu ‘bana umut bağlama’ alt metinli adamların. Bunun mânâsı

da, “Yatarız ama ertesi gün seni tanımam,” oluyor.

 

Kendimi haklı göstermeye çalışacak değilim. Ben de bir zamanlar

ikinci kadınlara “şıllık” diyordum. Adamlara kıran mı girdi, ne istersin

başı bağlı heriften? Yuva yıkanın yuvası olmaz… Cümleler zamanla,

“Canım, adam başkasına aşık olduysa birinci kadın aradan çekiliversin”e

evrildi. Zannediyordum ki, adamın birinci kadınla koparamayacağı bağları

olduğundan ayrılamıyorlar; kadının üzerine yapılmış işyeri, çocuk, terk

edilirse ölecek bir sevgili gibi... Zamanla anladım ki bu bahaneler ikinci

kadının gururuna gönderdiği sus paylarıymış.

 

Şimdi benim, sevgilimi ya da neyse artık adı, bekleyerek kızın

aldatılmasına yardımcı olduğumu düşünüp kıza acıyanlar için, bakınız:

Bayramlar, yılbaşları, senelik izinleri yalnız geçirmek. Resmi tatiller,

resmi sevgiliyle geçiriliyor. Ben illegalim. Sevdiğim adamın evindeki

hiçbir toplu fotoğrafta yokum, doğum günü fotoğraflarında ona sarılan,

eşyaların yerine karar veren, nevresimleri seçen ben değilim. O evde

tarağa bırakılmış bir iki tel saçtan ve çoktan çöp kutusunu boylamış bir

diş fırçasından ibaretim. Adam hayatındaki önemimi fark etmezse de, en

azından kadın varlığımı fark edip gitsin diye bekliyorum.

 

Telefona mesaj geldi, açmıyorum. Öğrenmeyeceğim kaç

kont.rüm kaldığını. Bir kadeh daha rakı doldurdu, şişenin dibi yaklaşmıştı.

Mesela bir filmde adam kadınla sevişmektedir; kapı açılır, esas kadın

girer, “Bunu bana nasıl yaparsın!” der. Adam, “Açıklayabilirim,” derken,

kadın gider. Adam da donunu topladığı gibi mağdur- mağrur kadının

peşinden koşarken, ardından bakan ikinci kadını düşünen olmaz. Esas

kadın adamını yataktan s.küp g.türmüş, adam zaten yataktakini unutmuş.

Benden başka yatakta kalan kadına üzülen var mıdır acaba?

 

Erkeğini garantilemiş kadınların rahatlığı, ikinci kadında yoktur.

‘Yedek olmak’, sürekli tetikte olmayı gerektirir. Telefonun şarjı her an

doludur, ‘ya g.rürsem’ diye her gün banyo yapılır, arkadaşlarla yapılan

organizasyonlara “Bir aksilik çıkmazsa gelirim,” denilir. Aksilik denilen

şeyin olması için mütemadi Allah’a yalvarılır.

 

Telefonunun saatine baktı, 12’yi çeyrek geçiyordu. Gayri ihtiyarı

telefonuna biraz önce gelen mesajı açtı; “Ben gelemiyorum. İşim çıktı.”

Puşt! Bu, bu saatte mi söylenir? “Ara” tuşuna bastı, “Aradığınız kişiye şu

an ulaşılamıyor.”

 

Mutfağa yürüdü. G.zü fesleğene takıldı. Bana benziyor garibim.

Fesleğeni alıp daha gölge bir yere koydu. Kırk yılda bir ışık g.rünce yerimi

buldum sanıp nesi var nesi yoksa sunup solmasın diye…

 

 

 

 

 

1 Kur’an-1 Kerim, Rahman Suresi, 19-20